YEŞİLE
ve MAVİYE
ÇAĞRI
Yüreğime zincir vurulmuş toprağa hasretim.Hadi nerede
kanatları yolunmamış kelebekler, vızıltıları susturulmamış arılar,
nerede o gelincikler, papatyalar?
Nerede, denizin kumsallarına en güzel masallarını anlattığı bülbüllerin
en içli
Şarkılarını çiledikleri güller?
Hani göremiyorum nerede? O çam oluklarından billur nağmeler gibi
çağıldayan sular? Hani birde suların ışık göleğine salınan kuğular
vardı ya?
Anadolu’mun dev ormanları??? Nerde3 gök yüzünün mavisi???
Hiç bir şey tabi değil bu çevrede. Şu kasetçi dükkanında sonsuz
bir hürriyet içinde yayılan ve düşünme hürriyetimize set çeken
müzik bile tabi değil.
İnsanlar; ciğerlerinde yüzlerce fabrikanın dumanı, kulaklarında
binlerce dişlinin gıcırtıları, çevresinde içinde bulunduğu stresin
öfkesi ile gri düşlerle bir hayat sahnesine dolar gibiler. Çevreye
baktıkça; sonsuz sahiller uzayıp gidiyordu gözlerinin önünden.
Gözleri ile topladığı renklerin demetini yüreğinin en gizli odasına
kilitliyorlardı. Gördükçe; kancalı bir diken batırıyordu yüreğinin
kelebek kanadına. Ayak basacak, fidan dikecek yer kalmamış, betonlardan.
Ceylanların su içtiği, taş ayna gibi göller. Çam oluklardan billur
nağmeler gibi çağıldayan su... Suların ışık göleğindeki kuğular...
Arı vızıltıları, beyaz kelebeklerin konduğu çiçeklerde tabiatın
el değmemiş renkleri... Sabah çiğneleri içen güneş renkli böcekler...
Sonsuz sahiller... Masmavi bir deniz dalgaları üzerinde oynaşan
martılar...Yürünmemiş yollar, söylenmemiş türküler.
Öfkenin anlatılmaz bir fırtınası idi, yüreğinin anaforunda patlayan
ve üşüyordu bu çocuğun avuçlarındaki aklı. Üşüyüp gidiyordu.
Melahat Vicir
75.Yıl İlköğretim Okulu